Önder Aytaç’ın iddiası: Gemicikler soruşturulmasın diye mi bu kriz çıkarıldı?
Önder Aytaç son yaşanan MİT krizi ile ilgili olarak çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Rotahaber’de yayınlanan yazı son krizi farklı bir açıdan değerlendiriyor.
İşte o yazı:
Hakan Fidan bir bahane özel yetkili mahkemeleri bitirmek ise şahane (mi?)
‘Kontrolsüz güç güç değildir’ anlatımındaki gibi, Başbakan Erdoğan’ın bu ‘ustalık’ dönemi, onun adeta ‘dost’ ile ‘düşmanı’ bile birbirinden ayırt edemeyecek kadar zafer sarhoşu yapan bir süreç olmaması için kanımızca çok ama çok dua edilmeli. Ama AK Partili dostlarımız unutmasınlar ne olur; ben bir dostum ve acıyı söylemek, çok kolay olmasa da benim görevim…
Öncelikle Başbakan Erdoğan tam gaz bir şekilde yola devam ederse, neler olur diye kendi kendime sorduğumda;
1. İstikrarlı huzur koalisyonunun bozulacağını görüyorum. Ve Balyoz’uyla birlikte Ergenekon yapısının yeniden ayağa kalkıp, eskisinden çok daha beter bir şekilde, Anadolu insanın başına bela olacağını sezinliyorum. Türkiye adeta yeniden bir fail-i belli fail-i meçhuller cenneti haline gelecek endişesini de sıklıkla içimde taşıyorum.
2. MİT destekli KCK’nın azgınlaştığını ve Doğu ve Güneydoğuda da terörle mücadelede ciddi kırılmalar yaşandığını görüyorum. PKK-MİT görüşmelerinde yazılı metin haline getirilen antlaşmaya göre, dış güçlerin askeri birlikleri ile devreye girdiğini ve bu sürecin tam anlamıyla bir ayrılmaya kadar gittiğini algılıyorum…
3. Maddi sorunsallarından ve devlete olan borçlarından dolayı şu anda sesi çıkmıyormuş gibi gözüken Merkez-D medya ve dahi masonların yeniden sahaya indiğini ve hem Başbakana hem de bakanlara dişlerini göstererek, onları eskiden olduğu gibi medyanın ve sermayenin oyuncağı haline getirdiklerini görüyorum.
4. Militarizm yeniden köpürür ve demokratik kazanımlardan ardı arkasına ödünler verilmeye başlanır. İnsanlar vesayet sisteminin devamını istemeseler de, teröre karşı çıkmak bağlamında, silahlı bürokrasiye istese de istemese de sıcak bakmak zorunda kalır.
5. Kanınızca eğer Türkiye’nin son 10 yılında beraberce adımlar atmış olan, ülkenin önünün açılması için ve hukuk devleti haline gelmesi için ortak çalışan bu 2 yapı -AK Parti ve the cemaat- ayrışırsa ve birbirine düşerse kaybeden yalnızca bu eylemin iki tarafı değil, onun da ötesinde Anadolu ve Türküyle / Kürdüyle insanlarımız olacaklardır. Kısacası; galibinin belli olmayacağı bu çekişmede, ‘mağluptur bu yolda galip’ durumu mu acaba söz konusu olacaktır?
6. Konuyu derinlemesine inceleyen stratejistlere göre, acaba son gerilim bilinçli olarak ısıtılmış ve kamuoyunda muzaffer bir komutan edasıyla galibiyetin perçinlenmesi için mi kaynatılmıştır? Bu düşünceye göre; burada hükümetin derdi ne Hakan Fidan’ın durumu, ne de the cemaatin kendisidir. Bunların her ikisi de varılmak isteyen nihai sonuç bağlamında kullanılan birer obje midir?
7. Yine olayları soğukkanlı tahlil eden yorumculara göre; Ustalık döneminde, ne kadar dikkat ederse etsin, oldukça kirlenen ve mücahitlikten müteahhitliğe sıçrayan, gemicikleri çoğalan, ortak havuzları dolan bir kısım yetkililer ve bu etkililerin yakın çevreleri, kendilerinin yaptıklarının the cemaat’de dahil olmak üzere başkalarınca biliniyor olmasından ve bir şekilde karşılarına bunların çıka(rıla)bilecek olmasından acaba oldukça rahatsızlar mıdır?
8. Bu tür davaları isterse açabilecek olan ve günümüz sultanlarını ve sultanlarının yandaşlarını ve onların çevresini sorgulayabilecek / yargılayabilecek olan tek merci, 250. madde ile de ifade edilen organize suçlarla ve terörle uğraşan özel yetkili mahkemeler midir? Ve bu mahkemeler, eğer kolluk görevlileri ile birlikte, işin doğası gereği, yukarıların ekonomik faaliyetlerinden de sıklıkla haberdar mı olmaktadır?
9. Artık gelinen süreç açısından bakınca, Ergenekon bitmese de sindirilmiş, TSK demokratik ülkelerde olması gereken yere çekilmiştir. KCK ise zaten bütünüyle MİT’in kontrolünde ve denetimindedir. Bundan sonrasında ise, bu özel yetkili mahkemeler, belki de günümüz Sultanlarının ilgi alanlarına doğru dönecek ve oralarda yoğun bir şekilde çalışmalar mı yapacaktır?
10. İşte bu endişe bazı etkili ve yetkili Sultanları ve yakın çevrelerini çok rahatsız eden bu durum; tam da bu aşamada Hakan Fidan’ın yargı ile mahkemeye çağrılması ile acaba bir problem / bir sorunsal haline mi getirilmiştir? Ve de olay bilinçli bir şekilde AKP Hükümeti – the cemaat çekişmesine mi dönüştürülmüştür acaba?
11. Günümüzün etkili ve yetkililerinin, özel yetkili mahkemelere karşı atacağı bir adım ile hem polis ve yargıyı hedefe koyulacak ve demokrasi mücadelesi yapılmış olacak, hem de bazı usulsüzlükleri, uzmanlıkları ve yıllardır bu işlerde pişmiş olmalarının verdiği rahatlıkla kolayca yakalayacak olan kadrolar tırstırılacak ve sindirilecektir. Bunun içinde öncelikle 2. Şark tayini kurnazlığı ve görevden el çektirmeler mi yaşanılacaktır?
12. Bu strateji gereği yetkili ve etkililer, saf muhalefetin de destek vereceği bir adımla, özel yetkili mahkemeleri –bile- kolaylıkla kaldıracak, böylece de, Ergenekoncu ve KCK’lıların kurtarılması sağlanırken, günümüz Sultanlarının da muhtemel var olabilecek 10 yıllık defoları da bütünüyle (p)aklanmış mı olacaktır?
13. Bu tezi ileriye sürenlere göre, acaba the cemaatte, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da, büyük senaryonun sadece küçük birer parçası mıdır? Asıl amaç ise, bu dönemin güçlüleri olarak bilinenlerin İstanbul merkezli yolsuzluklarının sorgulanma ihtimalini sıfırlamış olmak için, özel yetkili mahkemeleri devre dışı bırakmak mıdır?
14. Güneydoğuda oldukça uzun bir dönemdir PKK’nin Kürt yurttaşlarımıza; “Biz TC ile anlaştık. Siz de artık safınızı belirleyin!” diyorlardı. Son Oslo görüşmelerinde de zikredildiği gibi, sanki MİT’çilerle yapılan yazılı metinli antlaşmalar da, bu yönde garantilerin verilmesi söz konusu mudur?
15. Kim ne derse desin Uludere’deki 34 yurttaşımızın bilinçli bir şekilde ölümlerinde de TSK ve MİT içindeki PKK unsurlarının azımsanmayacak bir şekilde katkıları var mıdır? Hakan Fidan’ın ‘yok’ demesine karşın, MİT “o grubun içinde Fehman Hüseyin var” bilgisini bekli de, onlarca kez bilgi paylaşımı bağlamında ifade mi etmektedir?
16. Hakan Fidan’ın son süreçlerde ve MİT’in üzerinde, ne kadar gücü ve etkisi var tam bilinmese de, MİT’in ve içindeki kökensel yapının azımsanmayacak kadar KCK içinde de, diğer bazı çok iyi bilinen örgütlerde de, hem kurulma aşamalarında çok etkili olduğu, hem de yönetilmesinde aktif bulunduğu, konunun uzmanlarınca gayet iyi bilmekte midir?
Bu makalede maddeler halinde bile olsa, ‘ortaya karışık’ şeklinde, KCK-MİT-AK Parti ve the cemaat’ten oluşan bir tabak koyuldu gibi oldu değil mi? Ama durum işte tam da böyle midir acaba? Ne dersiniz?..












